top of page

"Güvenli Alan"

Güncelleme tarihi: 23 Oca

Danışmanlık süreci her birey için kendisine has özellikler taşıyan bir süreçtir. Hangi yaştan ya da hangi amaçla başlanırsa başlansın, danışmanlık kişinin kendisini keşfetme ve kendi iç dünyasını anlama çabasıdır. Psikodinamik danışmanlık yaklaşımlarının en önemli unsuru ise bu keşif sürecinde kişinin farkında olmadığı bilinçdışı süreçlerle çalışılmasıdır. Sigmund Freud, bilinçdışını insan zihninin en derin ve erişilmesi zor katmanı olarak tanımlar. Ona göre bilinçdışı, bireyin farkında olmadığı ancak düşünce, duygu ve davranışlarını güçlü bir şekilde etkileyen dürtüler, arzular, çatışmalar ve anılarla doludur. Freud’un bilinçdışına dair en önemli fikirlerinden biri, insan davranışlarının ve psikolojik zorlanmaların büyük ölçüde bilinçdışı süreçler tarafından belirlendiği düşüncesidir.

Danışmanlık süreci, Freud gibi nice öncül teorisyen, doktor ve bilim insanlarının deneyim, düşünce ve bilimsel araştırmalarıyla desteklenerek başlamış; günümüzde farklı ekollerle ve farklı alanlarda çalışan, gittikçe güçlenen bir ruhsal destek ve iyilik hâli çalışması biçimini almıştır. Danışmanlık süreçlerinde danışanlara neyin fayda sağladığına dair birçok çalışma yapılmış, pek çok yazı kaleme alınmıştır. Bu yazımda da Winnicott’un gözünden danışmanlık sürecinde neyin işe yaradığını aktarmak istedim.


Winnicott’un danışmanlık sürecinde ve ebeveyn–çocuk ilişkilerinde öne çıkan en önemli katkılarından biri, güvenli bir alanın iyileştirici gücü üzerine yaptığı vurgudur. Güvenli bir alan, bireyin kendini güvende, kabul edilmiş ve yargılanmadan var olabildiği bir ortam olarak tanımlanabilir. Bu alanın sağlanması, bireyin duygusal dünyasını keşfetmesine, kendisiyle ve geçmiş deneyimleriyle temas kurmasına olanak tanır. Winnicott’a göre, danışmanlıkta ve diğer ilişkilerde gerçek iyileşme, bu güvenli alan içinde mümkün olur.


Bir yetişkin olarak hayatın zorlukları karşısında geliştirdiğimiz çeşitli savunmalar ve alışkanlıklar zamanla içsel gerilimlere yol açabilir. Winnicott, bu savunmalardan birini “sahte benlik” olarak adlandırır. Sahte benlik, bireyin dış dünyanın beklentilerine uyum sağlamak için geliştirdiği, kendi ihtiyaçlarını ve gerçek duygularını bastırdığı bir yapıdır. Kişi bu savunma biçimini yaşamının bir parçası hâline getirdikçe, öz benliğinden uzaklaşabilir ve zamanla gerçek duygusal ihtiyaçlarına erişmekte zorlanabilir.


Danışmanlık süreci, Winnicott’a göre bireyin bu sahte benlikten uzaklaşarak gerçek benliğiyle temas kurmasına olanak tanır. Danışman, danışana koşulsuz kabul, anlayış ve güven sunarak onun içsel dünyasını keşfetmesine eşlik eder. Bu süreçte birey, daha önce bastırdığı ya da fark edemediği duygularını anlamaya ve ifade etmeye başlar. Böylece danışmanlık sırasında kişi, dış dünyanın beklentileri yerine kendi gerçek ihtiyaçlarıyla temas kurarak kendisiyle daha derin bir bağ geliştirebilir.


Winnicott’un danışmanlığa getirdiği bir diğer önemli kavram ise “holding” (tutma) kavramıdır. Holding, yalnızca fiziksel bir tutmayı değil; daha çok duygusal ve psikolojik bir kapsama hâlini ifade eder. Danışmanın, danışanı duygusal olarak “tutması”, ona güvenli bir ortam sunması anlamına gelir. Bu güvenli ortamda birey geçmiş yaşantılarını ele alabilir, yoğun duygularını ifade edebilir ve kendisiyle ilgili derin farkındalıklar geliştirebilir. Danışmanlık, bireyin içsel karmaşalarını yargılanmadan dışa vurabildiği bir alan sunar ve bu da duygusal rahatlama ve dönüşüm sürecine zemin hazırlar.


Çocuklar açısından bakıldığında, Winnicott’un en bilinen katkılarından biri oyunun iyileştirici gücüne yaptığı vurgudur. Oyun, çocukların kendilerini ifade ettikleri en doğal yollardan biridir. Oyun sırasında çocuk, kendi iç dünyasını dışa vurur; korkularını, kaygılarını ve arzularını güvenli bir şekilde ifade edebilir. Oyun, aynı zamanda gerçek dünya ile hayal dünyası arasında bir geçiş alanı sunar. Bu geçiş alanı, çocuğun hem kendisini keşfetmesine hem de dış dünyayı deneyimlemesine olanak tanır. Danışman, çocuğun bu oyun alanında kendini güvende hissetmesini sağlayarak, zor duygularını ifade edebilmesine eşlik eder.


Winnicott’un bir diğer önemli kavramı olan “geçiş nesneleri”, çocukların duygusal gelişimi açısından büyük önem taşır. Geçiş nesneleri; oyuncak, battaniye gibi, çocuğun bakımverenden ayrışma sürecinde ona eşlik eden nesnelerdir. Bu nesneler, çocuğun ayrılma sürecinde sakinleşmesine yardımcı olur ve bağımsızlaşma yolculuğunda destekleyici bir işlev görür. Oyun temelli danışmanlık süreçlerinde de benzer biçimde, oyun alanı çocuk için bir geçiş alanı işlevi görür; çocuk oyun oynarken hem iç dünyasını ifade eder hem de dış dünyaya hazırlanır.


Winnicott’a göre güvenli bir alan yaratmak, hem çocuklar hem de yetişkinler için iyileşme sürecinin temelini oluşturur. Danışmanlık, bireyin duygusal yaralarını ele alabilmesi, kendisiyle ve geçmiş deneyimleriyle temas kurabilmesi için gerekli güvenli ortamı sağlar. Bu ortam, bireyin hem kendisiyle hem de başkalarıyla daha sağlıklı ilişkiler kurmasına olanak tanır. Hem çocukların hem de yetişkinlerin ihtiyaç duyduğu bu güvenli alan, duygusal büyüme ve dönüşümün kilit unsurudur.


Winnicott’un alana kazandırdığı bu güvenli alan ve holding kavramlarını, ipte yürüyen bir cambazın altındaki güvenlik ağına benzetiyorum. Danışan, benliğinin korkutucu ya da bilinmeyen parçalarını keşfederken; danışmanlık süreci ve danışman, bu güvenlik ağını sağlamlaştırarak danışanın kendini güvende hissetmesine eşlik eder.

Ebru Açıkgözler


Kaynakça:

Freud, S. (1915). The Unconscious. In The Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud (Vol. 14, pp. 159–215). London: Hogarth Press.


Ogden, T. H. (2004). This Art of Psychoanalysis: Dreaming Undreamt Dreams and Interrupted Cries. International Journal of Psychoanalysis, 85(4), 857–877.


Winnicott, D. W. (1960). The theory of the parent-infant relationship. International Journal of psychoanalysis, 41(6), 585-595.


Winnicott, D. W. (1991). Playing and reality. Psychology Press.



 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Armut dibine düşer mi?

Eskilerden beri gerek halk arasında gerekse bilimsel makalelerde ebeveynlerin çocuklarına olan aktarımlarının benzerliklerinin ifade edilişini görürüz. Bu benzerlikler mizaci özelliklerden, günlük yaş

 
 
Sınır Koymak

Sınırlar ve kurallara uymak, yetişkinler için bile zaman zaman can sıkıcı olabilir. Ancak sınırların olmadığı bir ortamda ne fiziksel ne de ruhsal olarak güvende hissetmek mümkündür. Sınırlar can sıkı

 
 
Erken Çocukluk

Erken çocukluk dönemi, bireyin duygulanım düzenleme kapasitesinin, kendilik yapılanmasının ve kişilerarası ilişkisel alanının temellerinin atıldığı kritik bir gelişimsel evredir. Yaşamın ilk yıllarınd

 
 

© 2035 by DR. Elise Jones Powered and secured by Wix

bottom of page