Günümüz Ebeveynliğinin Sıkışmışlığı
Ebeveynlik günümüzde belki de hiç olmadığı kadar çocuk odaklı bir yere doğru evrilirken, ebeveynlerin ruhsallığında neler oluyor?
Ünlü çocuk psikanalisti Melanie Klein, ebeveynlerin kendi kırılgan çocukluk deneyimlerini tamir etme arzusunun, ebeveyn olmanın güçlü bilinçdışı motivasyonlarından biri olduğunu söyler. Çocuk sahibi olmakla birlikte insan kendi geçmişiyle de yeniden karşılaşır. Kendi alamadığını çocuğuna vermek, kendi yaşadıklarının tersini yaşatmak ister. Fakat geçmişi çocuğun üzerinden tamir etmeye çalışmak oldukça zor bir görevdir. Hele ki günümüzde. Çünkü bugün her alanda olduğu gibi ebeveynlik konusunda da çok fazla bilgiye sahibiz. Peki bu kadar bilgiyi gerçekten hazmedip kullanmak mümkün mü? Daha önemlisi, bu bilgi fazlalığı ebeveynin iç dünyasında ne yaratıyor?
Bunun için biraz psikolojinin gelişimine bakmak istiyorum. Psikoloji, insanlık tarihi açısından oldukça yeni bir bilim. Freud’un yaşadığı dönemde, hızla sanayileşen ve toplumsal kuralları ağırlaşan Avrupa’da insanın dürtülerini bastırması bekleniyordu. Bunun bedeli ise ruhsal ve bedensel belirtilerdi. Freud’un hastalarında gördüğümüz histeri, bastırılmış cinsel ve saldırgan dürtülerin bedende kendine bir ifade bulmasıydı. Bugün ise karşımıza daha çok depresyon, kaygı ve dikkat sorunları çıkıyor. Peki ne değişti?
Belki yalnızca hastalıkların biçimi değil, insanın kendisiyle ve arzularıyla kurduğu ilişki de değişti. Freud’un döneminde temel meselelerden biri “Ne istiyorum ama bunu istememem gerekiyor?” iken, bugün soru giderek “Ne yapmalıyım, nasıl olmalıyım, doğru olan ne?” haline geliyor.
Bu değişim ebeveynlikte çok daha görünür. Geçmişte çocuk yetiştirmek büyük ölçüde gelenek, aile ve toplumsal normlar üzerinden şekillenirken bugün ebeveynin karşısında sonsuz bir bilgi kaynağı var: bağlanma, duygu düzenleme, mentalizasyon, ekran, uyku, beslenme, oyun, sınırlar, travma, nörogelişim… Her biri hakkında sayısız uzman, kitap, sosyal medya hesabı ve öneri bulunuyor. Bilgi, ebeveyni özgürleştirmek yerine bazen yeni bir performans alanı yaratıyor. İyi ebeveyn olmak; çocuğun her duygusunu doğru karşılamak, doğru sınırı koymak, yeterince kaliteli zaman geçirmek, gelişimsel riskleri önceden fark etmek gibi neredeyse bitmeyen bir görevler listesine dönüşebiliyor. Böylece çocuğun yanında bir de “iyi ebeveyn olma ideali” yaşamaya başlıyor.
Tam burada Klein’ın sözünü ettiği geçmiş yeniden devreye giriyor. Ebeveyn yalnızca çocuğunu büyütmüyor, kendi çocukluğuyla da karşılaşıyor. Görülmemiş bir çocuk, kendi çocuğunu fazlasıyla görmeye çalışabiliyor. Çok kontrol edilmiş biri, çocuğunu hiç kontrol etmemeye çalışabiliyor. Başarısı üzerinden değer görmüş biri, çocuğunun başarısızlığına tahammül etmekte zorlanabiliyor. “Benim çocuğum bunları yaşamayacak.” Bu cümlede sevgi var. Ama bazen kaygı da var.
Üstelik bugün ebeveynin zihninde yalnızca kendi anne babasının sesi yok. Uzmanların, öğretmenlerin, psikologların, doktorların, kitapların ve sosyal medyanın sesleri de var. Bir anlamda ebeveynin içinde giderek kalabalıklaşan bir uzmanlar topluluğu oluşuyor. “Çocuğum neden ağlıyor? Doğru tepkiyi verdim mi? Sınır mı koymalıyım? Acaba bir sorun mu var?” Çocukla ilişki kurmak, zaman zaman çocuğu sürekli değerlendirmeye dönüşebiliyor. Ebeveyn kendi sezgisine güvenmekte zorlandıkça, ebeveynlik kapasitesini dışarıdaki bilgiye bırakabiliyor.
Sosyal bilimlerde bu yeni ebeveynlik biçimini anlatmak için kullanılan kavramlardan biri “intensive parenting”, yani yoğun ebeveynlik. Sosyolog Sharon Hays’in ortaya koyduğu bu kavram; ebeveynliğin daha çocuk merkezli, uzman bilgisine dayalı ve zaman, emek ve duygu açısından daha yoğun hale gelmesini anlatıyor. Çocuğun ihtiyaçlarına duyarlı olmak elbette kıymetli. Sorun, “iyi ebeveynlik” fikrinin sürekli daha fazlasını yapmakla eşleştiği yerde başlıyor. Çünkü çocuğun nasıl bir yetişkin olacağına dair sorumluluk giderek daha fazla ebeveynin omuzlarına yükleniyor. Çocuğun kaygısı, başarısı, sosyal ilişkileri, akademik performansı hatta ruhsal sağlığı bile ebeveynin yaptığı seçimlerle açıklanabiliyor. Bu da ebeveynin hata yapma alanını daraltıyor.
Araştırmalar da yoğun ebeveynliğin her zaman çocuk için daha iyi sonuçlar yaratmadığını gösteriyor. Aksine, ebeveyn açısından stres, suçluluk ve kaygıyı artırabildiği görülüyor. Çünkü çocuk için daha fazlasını yapmak, her zaman çocuk için daha iyi olanı yapmak anlamına gelmiyor. Çocuğun korunmaya ve desteklenmeye ihtiyacı olduğu kadar; sıkılmaya, hata yapmaya, başarısız olmaya, kendi problemlerini çözmeye ve ebeveyninden ayrı bir özne olmaya da ihtiyacı var. Belki de asıl mesele burada başlıyor: Çocuğumun ihtiyacı ne, benim kaygım ne? Çünkü bazen bu ikisini birbirinden ayırmak kolay değil.
Ebeveynler, çocuklarının yaşadığı sıkıntıyla kalmaktansa hızlıca bir çözüm bulmaya çalışırken kendilerini de perişan edebiliyorlar. Oysa gelişimin önemli bir kısmı ebeveynin her şeyi çözmediği yerde gerçekleşiyor. Çocuğun kendi sıkıntısını taşıyabildiğini, bazen başarısız olabildiğini, kendi çözümünü bulabildiğini ve bütün bunlara rağmen ilişkinin devam ettiğini deneyimlemesi gerekiyor. Belki de günümüz ebeveyninin ihtiyacı daha fazla bilgi değil; bildiğiyle kendi iç sesi arasında biraz mesafe kurabilmek. Çünkü ebeveyn “ben” olmayı bencillik, çocuğa kendi zorluklarıyla baş etmesi için alan bırakmayı ise gaddarlık olarak görmeye başlayabiliyor. Peki ebeveyn kendi “ben”ini düşünemez hale geldiğinde ne oluyor? Kendi heyecanları, istekleri, ilişkileri ve hayatı giderek silikleşen; yalnızca çocuğu için yaşayan bir anne babanın ruhsallığı bundan etkilenmiyor mu? Bir yandan da şu soruyu düşünmek gerekiyor: Ebeveynlerin çocukları için yaptığı bu denli yoğun duygusal ve maddi yatırım, çocukları minnet ile suçluluk arasında bırakabiliyor mu?
Elbette bu soruların yanıtı herkes için aynı değil. Burada amaç ebeveynlere ne yapmaları gerektiğini söylemek de değil. Belki de biraz yön değiştirmek gerekiyor: Ebeveynlere ne yapmaları gerektiğini söylemekten, onların neye ihtiyaç duyduğunu anlamaya.
Klnk. Psk. Ebru Açıkgözler
Kaynakça Hays, S. (1996). The Cultural Contradictions of Motherhood. New Haven: Yale University Press.
Klein, M. (1940). Mourning and its relation to manic-depressive states. International Journal of Psycho-Analysis, 21, 125–153.
Freud, S., & Breuer, J. (1895). Studies on Hysteria.
Rizzo, K. M., Schiffrin, H. H., & Liss, M. (2013). Insight into the parenthood paradox: Mental health outcomes of intensive mothering. Journal of Child and Family Studies, 22(5), 614–620. https://doi.org/10.1007/s10826-012-9615-z
Schiffrin, H. H., Godfrey, H., Liss, M., & Erchull, M. J. (2014). Intensive parenting: Does it have the desired impact on child outcomes? Journal of Child and Family Studies, 24, 2322–2331. https://doi.org/10.1007/s10826-014-0035-0
Mikolajczak, M., & Roskam, I. (2020). Parental burnout: Moving the focus from children to parents. New Directions for Child and Adolescent Development, 2020(174), 7–13. https://doi.org/10.1002/cad.20376