top of page

Sınır Koymak


Sınırlar ve kurallara uymak, yetişkinler için bile zaman zaman can sıkıcı olabilir. Ancak sınırların olmadığı bir ortamda ne fiziksel ne de ruhsal olarak güvende hissetmek mümkündür. Sınırlar can sıkıcı hissettirdiği anlarda, çocuklara ve gençlere “bunlar senin güvenliğin için” demek çoğu zaman onlar için anlamlı olmaz. Trafikte ceza yiyen bir yetişkinin, bunun kendi güvenliği için konmuş bir sınır olduğunu o anda kavrayamayıp öfke duyması gibi… Oysa anne babalar ve yetişkinler bilir ki sınırlar uzun vadede koruyucudur; sınırlar olmadığında kaos hâkim olur.

Bu nedenle anne babaların, çocukların iyiliği için zaman zaman onları kızdırmayı göze alarak ama neden yaptıklarını bilerek sınır koymaları gerekir.

Peki sınırlar nasıl konulmalı ve nelere sınır konulmalıdır?

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, anne baba dışında hiç kimsenin “şunu şöyle yapın” diyerek herkese uyan hazır reçeteler sunması mümkün değildir. Her ailenin kendi dinamiği, değerleri ve sınır koyma biçimi vardır. Ancak sınırlarla ilgili genel ilkeler, aileler için yol gösterici bir çerçeve sunabilir.


Çocuklara konulan sınırlarda en önemli nokta, sınırların çocuğun yaşına, mizacına ve ihtiyacına uygun olmasıdır. Örneğin 2 yaşındaki bir çocuk için günde 15 dakika ekran süresi uygunken, 13 yaşındaki bir çocuktan aynı sınıra uymasını beklemek gerçekçi olmayacaktır. Süre; çocuğun günlük rutini, akademik yükü ve ekranı nasıl kullandığına göre değişkenlik gösterir.

Burada ebeveynlerin özellikle ekranla ilgili önemli bir ayrımı yapması gerekir. Telefon, tablet ya da televizyon gibi araçların ne amaçla kullanıldığı belirleyicidir. Ders çalışmak, arkadaşlarla iletişim kurmak, yaratıcı üretimler yapmak gibi amaçlarla kullanılan ekran, çocuğun aktif olduğu bir alan yaratır. Buna karşılık uzun süreli video izlemek ya da aşırı uyarıcı oyunlar oynamak; dikkat, sosyalleşme ve akademik gelişim gibi alanlarda zorlanmalara yol açabileceği için daha dikkatli sınırlandırılmalıdır.


Sınırlar erken yaşlardan itibaren olmadığında, sonradan konulan kurallar çocukta protestoya neden olabilir. Ani değişimlere uyum sağlamak çocuklar kadar yetişkinler için de zordur. Bu nedenle bir sınır koyma ihtiyacı ortaya çıktığında, öncelikle ebeveynin bu sınırı kendi içinde netleştirmesi önemlidir.

“Bu sınıra neden ihtiyaç var?”, “Kimin faydasına olacak?” gibi soruların yanıtı netleşmeden konulan kurallar, hem ebeveyni hem çocuğu zorlar. Örneğin bir aile için 9.30’da yatmak uygun olabilir; ancak bu sınır ilk kez 12 yaşındaki bir çocuğa konuluyorsa, bir anda buna uymasını beklemek gerçekçi değildir. Bunun yerine, yatış saatini kademeli olarak düzenlemek ve çocuğun da uyum sağlayabileceği bir orta yol bulmak daha sağlıklı olacaktır.


Sınırlar bir kez konulduktan sonra düzenli takip ve istikrar gerektirir. Özellikle davranış değişikliği konusunda zorlanan çocuklar ve gençler için, bu takibin somut ve anlaşılır olması faydalıdır. Eğer bir kural çocuğun uyum sağlaması için fazla katıysa, o kuralı yeniden gözden geçirmek gerekir.

Hepimiz günün sonunda kurallara uymuş, uyumlu ve iyi hissetmek isteriz. Eğer kurallar uyum sağlayamayacağımız kadar zorsa, bu durum kişiyi “kötü” hissettirebilir ve zamanla bu his normalleşebilir. Bu noktada şu soruyu sormak önemlidir: Çocuk bu kurala neden uyum sağlamakta zorlanıyor? Kuralları içselleştirmek hem çocuklar hem de yetişkinler için zaman alır. Ebeveynler bu kuralın gerçekten çocuğun yararına olduğuna ikna olduklarında, protestolara karşı daha dayanıklı olabilirler.


Kuralları ayakta tutan unsurlardan biri, kurallara uyulmadığında ne olacağının önceden belli olmasıdır. Ancak öncelikle çocuğun neden kurala uymadığı iyi anlaşılmalıdır. Örneğin evde misafir varken çocuğun tam saatinde yatağa girmesini beklemek ya da izlediği filmin bitmesine 5 dakika kala tableti kapatmasını istemek her zaman gerçekçi olmayabilir.

Çocuğun halinden anlamak ve sınırların ne zaman esnetilebileceğini, ne zaman korunması gerektiğini ayırt edebilmek ustalık gerektirir. Anne babalar çocuklarını gerçekten dinlediklerinde, bu dengeyi zamanla daha iyi kurabilirler.

Kuralların altının boşalmaması da önemlidir. Örneğin anlaşılan ekran süresi sürekli uzuyor ve çocuk bu sınırı aşmaya devam ediyorsa, ebeveynin durdurucu bir rol üstlenmesi gerekir. Ancak bu durdurma biçimi ilişkiye zarar verici bir hâl almamalıdır. Gerekirse ebeveyn için kısa bir mola vermek, önceden uyarı yapmak ya da sakinleşmeye yardımcı bir yöntem geliştirmek faydalı olabilir.

Bir diğer yol ise yaptırımdır. Örneğin ekran süresi aşıldıysa, ertesi günün ekran süresinden 15–20 dakika düşüleceğinin söylenmesi ve bunun uygulanması, çocuğun davranışının sorumluluğunu almasına yardımcı olur. Burada cezanın niteliği çok önemlidir. Davranışla orantısız ya da şiddet içeren cezalar zarar vericidir. Ancak çocuğun kendisine ya da çevresine zarar veren bir davranışı fark etmesini ve düzenlemesini sağlayan, sorumluluk içeren yaptırımlar öğreticidir.


Özetle sınır koymak; çocuğu kontrol etmek değil, onu hem fiziksel hem de duygusal olarak güvende tutacak bir çerçeve sunmaktır. Etkili sınırlar, çocuğun yaşına, mizacına ve ihtiyaçlarına uygun olduğunda; ani değil, düşünülerek ve tutarlılıkla uygulandığında anlam kazanır. Kuralların amacı itaat sağlamak değil, çocuğun kendi davranışlarını fark etmesine, sorumluluk almasına ve zamanla bu sınırları içselleştirmesine alan açmaktır. Ebeveynler sınırların neden gerekli olduğunu kendi içlerinde netleştirdiklerinde, protestolara karşı daha dayanıklı olabilir ve ilişkiyi zedelemeden durdurucu bir rol üstlenebilirler. Böyle kurulan sınırlar, çocuğun gelişimini destekleyen, ilişkiyi koruyan ve uzun vadede güven duygusunu güçlendiren bir rehber işlevi görür.

 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Armut dibine düşer mi?

Eskilerden beri gerek halk arasında gerekse bilimsel makalelerde ebeveynlerin çocuklarına olan aktarımlarının benzerliklerinin ifade edilişini görürüz. Bu benzerlikler mizaci özelliklerden, günlük yaş

 
 
Erken Çocukluk

Erken çocukluk dönemi, bireyin duygulanım düzenleme kapasitesinin, kendilik yapılanmasının ve kişilerarası ilişkisel alanının temellerinin atıldığı kritik bir gelişimsel evredir. Yaşamın ilk yıllarınd

 
 
Çocuğu Duymak

Çocuğu Duymak, Anne Babayı Duymak Çocukları duymaya, anlamaya dair olan çaba neredeyse son 50 yılda psikoloji ve pedagojinin...

 
 

© 2035 by DR. Elise Jones Powered and secured by Wix

bottom of page